Koku Romanı Konusu ve Yorumu – Kitap İncelemeleri

Patrick Süskind : Koku Romanı Konusu ve Yorumu

Bugün sizlere kitap okuma isteğimin tavan ettiği bir dönemde konusuna falan bakmadan sadece başlığı ile beni mest eden kitap olan Patrick Süskind  ‘den Koku ‘yu yorumlayacağım. O zaman uzatmadan konusu ile başlayalım.

Koku Romanı Konusu

18. yüzyıl, Fransa. Kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille tüm insancıl duygularından yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet bile işlemekten çekinmeyen biridir.

Herkesin, her şeyin kokusunu alma, dilediği tüm kokuları üretme konusunda gerçek bir dahi olan bu genç adamın, kendi kokusunun olmadığını, bu nedenle insanların kendisinden koku alamadıklarını anladığı gün dünyası başına yıkılır. Tek çıkar yol, başkalarına varlığını hatırlatacak kokular sürmektir. 

Toplum içinde bir birey olarak var olamamış; ama kendi benliği dışında her istediğini yaratabilmiş bir dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü akılcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak Kafka’nın eserinde görülebilecek bir insanlık tragedyasının anlatısıdır. 

Koku Romanı İncelemesi

             ” Oysa insanın aklını kullanabilmesi için en başta iç güvenine, huzura ihtiyacı vardı. “

Benden bol edebiyat terimli kelimelerin özenle seçildiği bir konu yazısı bulamazsınız. Tabii ki de her zaman yaptığım gibi yayınevinin arkasında yazanı size aktardım. Bu özeti Can yayınevinden geçirdim. Kendisi en sevdiğim yayınevlerindendir. Her neyse burada yayınevinden konuşmaya gelmedim. Burada bende birtakım düşüncelere yol açan kitabı incelemeye geldim.

Kitap doğumdan ölüme kadar bir yaşamı anlatıyor. İlginç bir kitap yani ne diyeceğimi bilemediğim bir kitap. Şöyle ki her şeyin kokusunu alıyorsunuz. Bir şekilde o koku burnunuzun ucuna kadar geliyor ve ben uzun bir süre Fransa’ dan iğrendim. Daha doğrusu 18. yüzyıldan iğrenmeye başladım. Neyse ki o dönemleri atlattım.

koku romanı

Baş karakterin kendi iç çatışmalarına tanık oluyorsunuz. Baş karakterimiz yazarın anlattıklarına göre ahlaksız olduğu için sanki onu haklı bulmamamız gerektiğini hissediyorsunuz. En çok kötü karakterin ağzından veya aynı karakterin düşüncelerini öğrenebildiğimiz kitapları severim. Eğer bu kitapta bir kurbanın ağzından dinleseydik muhtemelen nedenini anlamayacaktık. Ama bir katilin zihnini girmek daha farklı bir deneyim.

Baş karakterimiz bir koku dahisi. Öyle ki her şeyin kokusunu çıkarabiliyor. Muhteşem bir yetenek. Her şeye daha farklı bir bakış açısıyla bakabiliyor.

Benim de bir süre bu konu hakkında düşünmeme yol açtığını söyleyebilirim. Ama her artı yönün bir de eksisi vardır. Buradaki eksi yön onun kokusuz olması. Hatta bir kadın şeytan olduğunu bile düşünebiliyor. Acaba gerçekten de öyle miydi?

Kitabın sonlarına doğru anlaşılacak en iyi şey eden ettiğini bulur sözünün gerçek hali. Okurken aklınıza takılabilecek birçok sorudan biri de bu. Söylemek istediğim çok şey var ama spoi vermek istemem.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Daha fazla kitap incelemesi için tıklayın.

“İnsanın felaketi, sessizce odasında, ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir,” der Pascal.

Sağlıcakla kalın!!

-Morosophist

Morosophist

Merhaba, ben Morosophist. 16 yaşında sıradan bir lise üç öğrencisiyim. Sevdiğim veya sevmediğim dizi ve filmleri nedenleriyle beraber bu blogta yorumluyorum. İstek ve önerileriniz veya herhangi bir soru için bana twitter adresimden ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.