Howl’s Moving Castle (Yürüyen Şato) Metafor İncelemesi ve Yorumu

Geçtiğimiz günlerde Blood Of Zeus anime incelemesini yapan estarriol, bu hafta sizler için Howl ‘s Moving Castle ( Yürüyen Şato ) Anime filminin incelemesini yaptı. Ben okurken oldukça fazla zevk aldım. Hatta öyle ki incelemeyi bile yayınlamadan bir koşu Yürüyen Şato ‘yu izledim. Söyleyecek çok şey var ama ben lafı hiç uzatmadan sözü estarriol’a bırakıyorum;

Howl’s Moving Castle ( Yürüyen Şato ) Metafor İncelemesi ve Yorumu

Öncelikle herkese merhaba. Yazıya başlamadan önce Jaze’in twitter hesabından yapmış olduğu ankete katılan/katılmayan herkese teşekkür etmek istiyorum. Bu hafta size anket sonucu olarak sizin tercih etmiş olduğunuz fantastik anime önerilerinde bulunacağım. Keyifli okumalar 🙂

Miyazaki’nin Metafor Sevdası ve Howl’s Moving Castle ( Yürüyen Şato )

Howl’s Moving Castle ( Yürüyen Şato )

Ödüle layık bulunma konusunda Spirited Away kadar şanslı olmasa da Studio Ghibli ‘nin en iyi eserlerinden biri olan Howl’s Moving Castle ( Yürüyen Şato ) filmini birçoğumuzun izlediğini düşünüyorum. Bu yazıda size filmde aslında ana tema nedir, hangi olaylar ve kişiler aslında bir metafordur, bu film ne anlatmaktadır sorularının cevabını vermek istiyorum.

Eğer Yürüyen Şato ‘yu henüz izlemediyseniz ve heyecanının kaçmasını istemiyorsanız okumamakta serbestsiniz. Benim önerim filmi izledikten sonra gelip bu yazının devamına göz atmanızdır. Yürüyen Şato ‘yu izlerken kaçırdığınız ve benim de kaçırmış olduğum birçok detayı ve anlamı bu yazıda bulacaksınız.

Eğer Yürüyen Şato ‘yu çoktan izlediyseniz bu yazıdan sonra tekrar izlemek isteyebilirsiniz 🙂 Buradan sonrası spoiler artık, izlememiş arkadaşları uğurluyorum 🙂

Başlıkta ve yazıda birçok kez geçti ama bu ” metafor ” sözcüğü ne anlama geliyor?

Metafor ; en kısa anlamıyla mecaz anlatım demektir.

Mecaz anlatım filmde normal bir olay izlerken aslında bu olayın altının dolu olduğu, başka bir şeyi ifade ettiği durumlar için kullanılır. Yazıya devam ettikçe daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

Studio Ghibli hikayelerle birlikte mesaj vermeyi ve mecaz anlatım yapmayı çok seven bir oluşum. Her ne kadar öyle bir izlenim sunsa da izlenip geçilecek sakin animasyon filmleri yaratmaktan çok uzaklar. Howl’s Moving Castle ( Yürüyen Şato )da aynen bu şekilde, birçok mesajlar ve anlamlar dolu. Gelin aslında bu film ne anlatıyormuş, birlikte inceleyelim.

Yürüyen Şato İncelemesi

Sevinçten “Havalara Uçmak”

Film başladığı gibi metaforlar da başlıyor.

Filmin en başında Sophie’yi şapka dükkanında çalışırken, oradaki insanları da genç kızların kalbini söken bir büyücüden bahsederken görüyoruz.

Howl’dan kızların kalbini söken bir büyücü olarak bahsedilmesi aslında Howl’un kızların kalbini çalmasına yapılan bir atıf. Buradaki “sökme” tabiri ise Howl’un bir kızla konuştuktan sonra o kişiye karşı ilgisini çok çabuk kaybetmesini ve kızı terk edip kalbi kırık bırakmasını anlatıyor.

Yani nam salmış çapkın bir kişi olduğunu söyleyebiliriz. 

Daha sonra Howl ve Sophie karşılaşıyor ve Howl Sophie’yi ona asılan birkaç kişiden kurtarıyor.

Bu sahneden sonra şapkalı gölgelerin Howl’u takip ettiğini izliyoruz. Bu gölgeler aslında mahalledeki dedikoducu teyzeler 😀

yürüyen şato yorum

Howl’un “izleniyorum, normal davran” deyişi de bu yüzden. İnsanların sürekli Howl’u izleyişi, dedikodusunu yapışları bu şekilde bize gösteriliyor.

Bu sahneden sonra ise ikisinin birlikte havada yürüyüşünü izliyoruz.

howls moving castle

Havada yürüyorlar çünkü bu izlediğimiz sahnede Sophie Howl’a çoktan aşık oldu bile ve sevincinden “havalara uçuyor”. Hemen bir sonraki sahnede de Sophie’nin kardeşinin Sophie’ye bu olayla ilgili sorular sorduğunu görüyoruz.

Dediğim gibi dedikodu bol, herkes her şeyi hemen öğreniyor 😀

Kötülükler Cadısı ve Sophie’nin Laneti

Sophie’nin kardeşinin bir ” kötülükler cadısı “ndan bahsettiğini ve daha sonra dedikoduların bir lambaya girip biri tarafından alındığını izliyoruz. Dedikoduların ulaştığı kişi aslında bu kötülükler cadısı. Akşamına da kötülükler cadısı, Sophie’yi ziyaret edip onu lanetliyor. 

yürüyen şato sophie

Bu sahne, kötülükler cadısının Howl’un ona takık, kıskanç, öfkeli eski sevgilisi oluşu olarak yorumlanıyor. Ben de bu yorumu doğru buluyorum. Howl’un eski sevgilisi gelip Sophie ile konuştuktan sonra (ki Sophie’nin film başında aynada kendini beğenmeyişinden ve kardeşine “Howl sadece güzel kızlarla ilgilenir” deyişinden özgüveninin düşük olduğunu biliyoruz) Sophie’nin öz değerinin yıkılması, kalbinin hayata karşı daha da katılaşması ve bu içsel değersizlik hissinden dolayı bunları kimseye anlatamaması aslında Sophie’nin laneti oluyor. 

Daha sonra Sophie dükkanı terk edip yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta onu bir hortkuluk kurtarıyor ve hortkuluk da onu sürekli takip etmeye başlıyor.

Bu hortkuluğun Sophie’den hoşlanan bir adam olduğunu fakat Sophie’nin kalbi kapalı olduğu ve öz değeri düşük olduğu için ona “beni takip etme” diyerek ondan uzaklaşmaya çalıştığını anlamışsınızdır 😀 

Yürüyen Şato

Sophie dağlarda taşlarda kendisinden hoşlanan hortkulukla gezerken artık Howl’un şatosuyla karşılaşma vakti geliyor. Bu şato ağır yüklerinden dolayı yavaş yavaş yürüyen, eskimiş, solmuş bir şato. Sophie’nin deyimiyle “harap olmuş bir hurda yığını.” Sophie korunacak bir yer bulma endişesiyle kötülükler diyarında dolanırken Calcifer onu görüyor ve içeri alıyor.

yürüyen şato izle

Şimdi beni en çok şaşırtan detaya geliyoruz 😀

Şato, Howl’un kendisi. Sürekli başka bir yere açılan kapısı Howl’un aslında maskeler ardında yaşadığını, içeride kim olduğunu bilmediğimiz çocuğun Howl’ün içindeki çocuk yani ” inner child “ı oluşunu, Calcifer’ın zaten filmin sonunda da gördüğümüz gibi Howl’un kalbi oluşunu gösteriyor.

Bu harap olmuş hurda yığını Howl’un içi ve ruh hali, Howl’un kendisi

Yürüyen şato konusu

Calcifer, Sophie ile kendisini serbest bırakması için anlaşma yapmaya çalışıyor, Calcifer da Howl’un kalbi olduğuna göre buradan Howl’un duygularını bastıran, kalbinden geldiği gibi yaşayamayan, kalbini esir etmiş biri olduğunu görüyoruz. 

Sonraki sahnelerde müşteriler kapıyı çalıyor, lokasyona göre çarkı çevirip kapıyı açıyorlar.

Bildiğimiz gibi bunlar Howl’un maskeleri. Örneğin çarkın çocuk için yeşil, askerler için kırmızı bir yerde olması günlük hayatta karşılaştığı insanlara farklı maskelerle tepki verdiğini gösteriyor. Çarktaki siyah kısmı ise Howl’dan başkası bilmiyor.

Howl şatoya girdiğinde Sophie’yi Calcifer’ın üzerinde yemek pişirirken buluyor.

Sophie’yi görünce hiç şaşırmayışı, üzerinde yemek pişirilen Calcifer’a “ne kadar da itaatkarsın” deyişi aslında şatonun Howl’un kendisi olduğunu anlamamız için güçlü bir sahne. Sophie’yi içeri alan onun kalbi, Sophie ise onun kalbi üzerinde söz sahibi. Ben bu sahneyi çok özel buluyorum.

Başak Burcu Sendromu 😀

Sophie Howl’a hayatında hiç bu kadar dağınık ve pis bir yer görmediğini, temizlemek istediğini söylüyor.

Yani çoğu kızın dağılmış erkekleri değiştirip adam etme hayali gibi bir şey 😀 Daha sonra ise kötülükler cadısından gelen mektubu açıyorlar. “Düşen yıldızı yakalayan, kalpsiz adam. Kalbin benim olacak.” Bu da klasik takıntılı crazy ex-girlfriend işte, anlatmaya gerek yok 😀

Yürüyen şato

Daha sonra Sophie’nin evi temizlediği, yanlışlıkla Calcifer’ı söndürdüğü ve Howl’un “arkadaşıma (kalbime) eziyet etmemeye çalış” dediği sahneler var 😀

Sophie’nin Howl’un kalbini kıracak bir şey yaptığını, Howl’un da bunun üzerine temizliğe kendini çok kaptırmamasını söylediğini görüyoruz. Bu şey ise Sophie’nin Howl’un gerçekten olduğu kişi olmasına ettiği yardım aslında.

Çünkü Howl sahte maskelerinin, renklerinin, dağınıklığının ardında kalmak istiyor ve asla kendiyle yüzleşmek istemiyor, Sophie ise bu sahte renkleri temizleyerek onun gerçeğine ulaşmaya çalışıyor. Sahteliklerinden arınmak Howl’a ve kalbine çok zor geliyor, çıkan olay da bu yüzden çıkıyor aslında.

Howl savaştan döndüğünde Calcifer ile biraz sohbet edip Sophie’yi yokluyor ve o sırada da Sophie’nin lanetli olmadığını görüyoruz. Çünkü insan uyurken savunmasızdır ve olduğu gibidir. Kendini hapsettiği duvarlar, kalbinin önüne koyduğu katı engeller, öz değersizlik duygusu yoktur. Sadece kendisi vardır.

Yürüyen şato

Diğer gün ise Sophie’nin yaptığı temizlikten sonra yine Howl ile başı belaya giriyor ve Howl’u ağlatıyor.

Sophie’nin Howl’u gerçek benliğine ulaştırma çabalarının devam ettiğini görüyoruz. Howl’un saç renginin sürekli değişip en son siyahta durup kalış nedeni siyah rengin onun doğal saç rengi oluşu.

Howl “eğer güzel olamayacaksam yaşamanın ne anlamı var” diye bir cümle kuruyor. Yani aslında kendi olduğu kişi olmak istemiyor, başkaları tarafından güzel bulunmak istiyor. Kendi olduğu kişinin güzel olduğunu düşünmüyor.

‘Ben de Güzel Değilim’

Howl ölmek isteyecek kadar üzüldüğünde ise ev sarsılmaya başlıyor, gölgeler eve doluyor ve Howl erimeye başlıyor. Sophie ise buna dayanamayıp evden çıkarak ağlamaya başlıyor. “Ben de güzel değilim, ne olmuş yani” tarzında bir cümle kuruyor.

yürüyen şato sophie

Sophie Howl’daki kendi olamama, başkaları tarafından beğenilme isteğinin farkında ve bu duruma çok üzülüyor. Burada hortkuluğu yine Sophie’ye şemsiye olurken görüyoruz. 

Howl’un yatakta dinlendiği sahnede şu ana kadarki bilgilerimizi doğrulayan bir konuşma geçiyor. Howl kötülükler cadısından korktuğunu, ondan kaçmak istediğini anlatıyor.

Belki de kötülükler cadısı tek bir kişi değil, ilginç bulup yaklaştıktan sonra birden uzaklaşarak kalbini kırdığı tüm kızların yansımasıdır. Yine de bu sahnede Howl’un kötü bir amaçla bunu yapmadığını anlıyoruz.

Howl’un Sophie’ye verdiği yüzüğün evlenme teklifi olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Buradan sonra Sophie’nin kralla görüşmeye gittiği bir sahne var. Bu sahneyle ilgili internette hiçbir şey bulamadım fakat kendi yorumum Suliman ‘ın Howl ‘un annesi olduğu yönünde. Bu sonuca da şu diyalogdan dolayı vardım:

“Yerime geçebilecek bir varis bulmuştum. Ama sonra bir iblis kalbini çaldı ve o da beni bırakıp gitti. Artık büyüsünü sadece kişisel amaçlar için kullanıyor.” 

Suliman’ın kötülükler cadısına antipatisi de Howl’a yaptıkları yüzünden olabilir diye düşünüyorum.

Suliman ayrıca baskıcı bir karakter ve Howl’un kendi istediklerini yapmasını istiyor. Onun üzerinde otorite kurmaya çalışıyor. Bu yüzden ailesinden biri, annesi veya babası olma olasılığının çok yüksek olduğunu düşündüm. İlerleyen sahneler de bu yorumuma paralel görünüyor.

‘ Peki Madem Öyle Olsun ‘

Verilen savaşın ise Howl’un ailesine ve dünyaya karşı verdiği bir savaş olduğunu düşünüyorum. Sebebi ise filmin sonunda ne zaman ki Howl kalbini kazanıp Sophie ile mutlu oluyor ve kendi istediği gibi yaşamaya başlıyor, Suliman “peki madem, öyle olsun” diyerek savaşı bitiriyor.

howls moving castle

Sophie’nin Suliman’a atar yaptığı sahnede gerçek duygularının akmasına izin verdiği, onları kabul ettiği için aşkını savunurken birdenbire gençleştiğini görüyoruz.

Taş kalbi, özgüvensizliği, korkuları bir anda aşkı için yok oluyor. Bu da onun yükünü hafifletiyor.

Aslında film boyunca da kendini duygularından, incinmekten, aşktan korumaya çalışmadığı her sahnede lanetinin kalktığını, gençleştiğini görüyoruz. Suliman Sophie’ye “siz Howl’a aşıksınız” dediği an Sophie savunmacı bir davranış sergileyip hemen 90 yaşına geri dönüyor.

Korkuları geri dönüyor, kalbinin taşıdığı yük ağırlaşıyor. Kendini yine kapatıyor.

Howl yine bir savaştan döndüğü gece Sophie ile konuşuyorlar. Sophie onun bu haline çok üzülüyor ve canavara dönüşüp kalbini tamamen kaybetmeden önce Calcifer ile bir çözüm bulmaya çalışıyorlar.

Howl’un canavara dönüşmesi demek kalbini tamamen yitirip kötü, belki de psikolojik olarak hasarlı bir insan haline gelmesi demek. 

Çarkın Siyah Yüzü

Bu kısma ayrı bir başlık açmak gerektiğini düşündüm. Hayao Miyazaki , her zaman savaş karşıtlığı ve hümanist düşünceleriyle tanınan, bunu da eserlerine yansıtan bir insan. Özellikle Irak Savaşı ‘nın karakteri üzerinde çok etkili olduğunu biliyoruz. Senaryo tamamen kendisine ait olmasa da, filmde de savaş karşıtlığını olabildiğince yansıtmaya çalışmış.

Howl’un dünyasında ülkesi büyük bir savaşta, kendisi ise savaş karşıtı, bombaları durdurmaya çalışan ve bu amaçla sürekli savaşan birisi.

Aslında kendini büyüleyerek bu amaca hizmet etmeye çalışıyor. Ama bu büyünün etkisinde uzun süre kalırsa, büyüyü yapan kişi bir süre sonra geri dönüşemiyor ve insanlığını unutuyor.

Bu da aslında savaştaki psikolojik yıkımı anlatan bir metafor. Savaş içinde olan insanları her açıdan yıpratır, bazen o kadar yıpratır ki hayatı ve kendilerini unuturlar. Delirenler, uzvunu kaybedenler, sevdiklerini kaybedenler olur. Bu insanlar savaştan sonra artık eski hallerine dönemezler. Bu dönüşüm büyüsü savaşa girmek, geri alınamayışı ise bu kalıcı etkiler hakkında. 

Bu konu hakkında bir başka metafor da Howl eğer canavara dönüşürse kötü biri olacağı yönünde.

Nietzsche ‘nin çok ünlü bir sözü var: Canavarlarla dövüşen kişi, kendisi de bir canavara dönüşmemeye dikkat etmelidir. Ve ne zaman bir uçurumun derinliklerine doğru bakarsanız, uçurum da sizin derinliklerinize doğru bakar.” Aslında kötülükle savaştıkça ona daha da yakınlaşma ihtimali artar. Howl’un tamamen canavara dönüşmesi, onun kötü ve kalpsiz birine dönüşmesi olarak da yorumlanabilir.

Benim düşündüğüm ise yazının önceki kısmında da belirttiğim gibi ailesi ve hayatındaki diğer insanlar/etkenler tarafından yapmak istemediği şeylere zorlanması. Sürekli başkaları için sahte maskeler, sahte kimlikler ardına saklanıyor.

Bu zorlanma ise bir savaş olarak bize ifade ediliyor. Aslında siyah çark, Howl’un dışarıdaki etmenlere karşı verdiği bir iç savaş.

Yeni Ev

Kötülükler cadısı ve casus köpek Keen’le birlikte eve döndükten sonra Howl evden taşınmaya karar veriyor.

Köpek ve cadının bu evde yaşaması Sophie’nin onlara karşı gösterdiği merhamet ve anlayışa, evden taşınmak da Sophie ile tanıştıktan ve ailesi ile yüzleştikten sonra Howl’un kişiliğinde meydana gelen köklü değişimleri gösteriyor.

Sophie’nin penceresinden tam da şapka dükkanındaki manzaranın görülmesi ve neredeyse Sophie’nin odasının aynısının gösterilmesi de bu yüzden aslında. Sophie’nin Howl’un içinde iz bırakması, kişiliğinin parçalarından biri haline gelmesi.

Daha sonra Howl’un Sophie için çarkta özel bir yer yaptığını görüyoruz.

Howls moving castle

Bu kapı Howl’un çocukluğuna ve en saf kısmına açılıyor. Howl kişiliğinin bu yönünü sadece Sophie’ye gösteriyor, bir nevi ona içini açıyor.

“Burası benim gizli bahçem, burayı kendi evin sayabilirsin” diyor, Sophie ise bu durumdan çok mutlu. Farkındaysanız bu sahnelerde daha genç, çünkü duygularını ve kalbini açıyor.

Daha sonra güzel olmadığını ve elinden gelen tek şeyin temizlik olduğunu söylediğinde tekrar yaşlanıyor. Öz değersizlik ve sevgiyi hak etmediğini hissetme duyguları yüzünden. 

Sonraki sahnede çok güzel bir diyalog var

-Savaş gemisi mi?

-Şehirleri ve insanları yakacak.

-Düşmanın mı, bizim mi?

-Ne fark eder ki?” 

Daha sonra Howl savaş gemisine bir büyü yapıyor, büyü yapan elinin yavaşça canavara döndüğünü görüyoruz.

Howl Sophie’yi eve bıraktıktan sonra Sophie ile kötülükler cadısının arasında bir konuşma geçiyor. Kötülükler cadısı “Erkekleri neyimize lazım ki? Ama delikanlı kalbi pek leziz olur.” diyor.

Yani aslında kötülükler cadısı Howl’a aşık falan değil. Sadece herkesin ona hayran olmasını isteyen, insanları kullanan, yaşından da belli olduğu üzere kalbinde hafiflik değil kıskançlığın, egonun yükünü ağır bir şekilde taşıyan biri. Howl’a takık olması da Howl’un ona olan ilgisini tamamen kaybetmesi yüzünden, egosu bunu kaldıramadığı için.

Daha sonra bombalar atılıyor, Suliman’ın casusları eve geliyor, kötülükler cadısı Calcifer’a zehirli bir sülük atıyor, Sophie’nin annesi Sophie’ye ihanet ediyor vs… Suliman’ın eli her yere yetiyor, Howl’a birlikte kaçma fikrini sunan Sophie ise şu cevabı alıyor: Sonunda korumak istediğim birini buldum.”

Buradan sonra olayları detaylıca açıklamaya gerek yok çünkü ne olduğunu az çok anladınız diye düşünüyorum. Howl’un Calcifer’la anlaşması aslında diğer kızların kalbini yiyerek kendi kalbini görmezden gelmek gibi bir şey.

Filmde ve kitapta (evet, Howl’s Moving Castle ( Yürüyen Şato ) aslında bir roman) Howl’un ne kadar kalpsiz olduğunun sıklıkla üstünde duruluyor. Howl kalpsiz, sadece dürtüleriyle hareket eden biriyken, nihayet kendi kalbini kazandığında içinde barındırdığı onca duygu, onca sevgi yüzünden bu kalp ona ağır geliyor. “Sanki bir kayanın ağırlığı üstümde” diyor uyanır uyanmaz.

Mutlu Son

Filmin sonunda şatonun uçmaya başladığını, üzerinde ağaçlar ve çiçeklerin yeşerdiğini, rengarenk çamaşırların asıldığını görüyoruz.

Uçuyor çünkü üzerindeki bütün ağırlıklardan ve hurda yığınlarından kurtulmuş, renkleniyor çünkü sahte renklerden kurtulmuş, yeşeriyor çünkü verimsiz ve kendine ait olmayan eski maskeleri yerine kendi kişiliği Howl’a yaratıcılık ve verimlilik, özgünlük sunuyor.

Sophie’nin ise genç bir kız haline geri döndüğü halde saçlarının hala beyaz kalması, onun bu süreç içinde edinmiş olduğu bilgeliğin göstergesi.

Sophie artık kendi duygularının sorumluluğunu alabilen, “seni seviyorum” demekten çekinmeyen, kalbinin rehberliğinde yaşayabilen, hem cesur hem de bilge bir kız.

Büyükannenin ( kötülükler cadısı ) ise Howl ile barıştığını, onunla arkadaş olma konusunda anlaştığını düşünüyorum çünkü dikkat ettiyseniz filmin sonunda Calcifer ile birlikte bahçede oturup kitap okuyor.

Howls moving castle

Howl’s Moving Castle (Yürüyen Şato ) incelememin sonuna yaklaşırken filmin ana konusunun “korkmadan kendin olabilmek, sevilmemek uğruna bile olsa olduğun kişiyle yüzleşip onu dünyaya açabilmek” olarak yorumlandığını ve benim de bu yoruma fazlasıyla katıldığımı belirtmek isterim.

Film beni ilk izlediğimde, daha bunların hiçbirini bilmiyorken bile çok etkilemişti, bu bilgileri öğrendikten sonra artık rahatlıkla en sevdiğim anime filmi olduğunu söyleyebilirim.

Siz bu yazıyı okuyunca neler hissettiniz, benim gibi aydınlanma yaşadınız mı yoksa bunları zaten filmi izlerken anlamış mıydınız?

Yorumlarda belirtirseniz çok güzel olur. Ayrıca film hakkında benim gözden kaçırdığım ve eklemek istediğiniz veya “sen şöyle yazmışsın ama ben böyle okumuştum” diye belirtmek istediğiniz şeyler varsa da lütfen yoruma yazın.

Okuduğunuz için teşekkürler 🙂

-Estarriol

jaze
Takip Et !

jaze

Umursuz, mumursuz, lisans mezunu, işsizliği meslek edinmiş bir double işsiz.Mesleğini değiştirmek amacıyla iş ararken 'geleceğe farklı bi yatırım yapmalıyım' düşüncesiyle bir yandan da blog açmış biri işte... Hakkında yazılacak pek bir şey yok, Jaze sadece Jaze işte.

7 thoughts on “Howl’s Moving Castle (Yürüyen Şato) Metafor İncelemesi ve Yorumu

  • 05/11/2020 tarihinde, saat 21:41
    Permalink

    Tek kelimeyle woaahhh oldum okurken ! Miyazaki sen harika bir adamsın 😂 İlk izlediğim ve en sevdiğim animeydi kendileri ama hiçbir şey bilmiyormuşum. Ağzım açık, hayran hayran hayran okudum yazıyı. Eline sağlık harika bir yazı olmuş 😍

  • 05/11/2020 tarihinde, saat 22:20
    Permalink

    Çok sevindim beğenmene çok teşekkür ederimm 🙂 Miyazaki adamdır 😀

  • 06/11/2020 tarihinde, saat 00:03
    Permalink

    öncelikle benimde en sevdiğim anime olan howl’s moving castle, ilk defa çok küçükken izlediğim ama o zaman bile güzel hissetiren bir animeydi. şimdi bile izlediğimde hala o güzel duyguları hissettiriyor. yazını okurken bazılarını biliyordum hatta senle aynı düşünüyordum bazılarını ise senin yazdıklarını okuduktan sonra çok mantıklı gelmeye başladı. yorumunu çok beğendim umarım daha çok bu blogda yorumun olur 💚

  • 06/11/2020 tarihinde, saat 00:47
    Permalink

    Beğenmen ve yazdıklarımın mantıklı gelmesi beni çok mutlu etti♥ Ben de birlikte daha birçok şeyi yorumlamayı umuyorum, çok teşekkür ederim ♥

  • 28/01/2021 tarihinde, saat 22:41
    Permalink

    İzlerken Howl’un kalesinin aslında onun iç dünyası olduğunu anlamamışım. Ne kadar boş izlediğimi fark ettim. Dolu dolu bir inceleme olmuş. Çok teşekkür ederim.

  • 05/05/2021 tarihinde, saat 17:32
    Permalink

    Bir süredir filme dair güzel bir analiz arıyordum. Harika bir yazı olmuş elinize sağlık gerçekten.

  • 20/05/2021 tarihinde, saat 01:16
    Permalink

    Selamlar, filmi izlediğimde son yarısından sıkıldığımı söyleyebilirim, çünkü metaforların hiçbirini anlamadan izlemiştim. Yaptığınız değerli açıklamalar filme bakış açımı 180 derece değiştirdi. Meğer Miyazaki neler neler anlatmış bu harika filmde, çok yakında tekrar izleyeceğim. Birçok internet sitesinden film analizini okudum ve internetteki en açıklayıcı film analizi size ait kesinlikle. Çooook teşekkür ederim emeğinize sağlık. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.