The House That Jack Built Film İncelemesi – Trier’in İçine Kaçmış Bir Jack

Herkese selamlar, sanatı anlamak için sanatçıyı da tanımamız gerekmez mi sizce de?

Filmin detaylarında kaybolmadan önce gelin biraz bu filmin arkasındaki beyne bakalım.

Lars Von Trier Danimarkalı yönetmen ve senarist, oldukça tartışmalı bir kariyere sahip. Trier ’in filmlerini izlemiş olanlar tarzına aşına olabilir fakat olmayanlar için kısaca bahsetmek istiyorum.

Trier ‘ bir film ayakkabıya kaçan taş gibi olmalıdır ’ diyerek izleyenlere rahatsızlık vermesi gerektiğini vurgular. İnsan dürtülerinin en karanlık yönlerini mercek altına almaya çalışır ya da kamera önüne 😊 Kafasının içindeki en karanlık düşünceleri gösterir.

Trier’in bu bakımdan hem sevmeyeni hem de yaptığı işi başarılı bulan ve takdir edeni çoktur. Ben takdir edenlerdenim 😊 Çünkü mesajını alışık olmadığımız bir şekilde iletiyor olması iyi yapmadığı anlamına gelmez diye düşünüyorum.

Kendisini okların hedefine gösterdiği zamanlar da yok değil, mesela 2011 Cannes film festivali nde yaptığı bir konuşma sırasında Hitler ’i anlıyorum hatta sempati duyuyorum demesiyle çok büyük bir tepki almıştı ve bir süre festivale katılımı yasaklanmıştı.

Konuşmayı merak edenler olursa link ekliyorum; tıktık

 

The House That Jack Built – Jack’in Yaptığı Ev – Konusu ve Yorumu

 

Film üzerinde konuşacak olursak, Trier bu filmde adete bir manifesto yayınlamış, dinden tutun da sanata, insandan medeniyete kadar geniş bir yelpazeyle tüm dünyaya resmen rest çekiyor.

Hatta Cannes film festivalinden men edilmesinin bir cevabı gibi filmde seyirci Jack üzerinden insanların zulmedilmesine şahit olurken, anlatımını desteklemek adına hatta kanıt sunarcasına insanlık tarihinde yaşanan kötülüklerin temsilcisi olarak ikinci dünya savaşından, Yahudi holokostundan fotoğraflar yerleştirmiş.

Daha fazla detaya girmeden filmin konusundan bahsedeyim biraz, İzlemede ve anlamlandırmada oldukça zorlandığım bir filmdi “ The House That Jack Built ( Jack’in Yaptığı Ev ) ”.

Burada bahsedeceklerim çok az spoiler içeriyor, siz de izledikten sonra okur ve yorumlarınızla katkıda bulunursanız memnun olurum 😊

Film boyunca cinayet işlenmesine, flashbacklerle Jack’in çocukluğuna ve filmin arasına işlenmiş birçok sanat dalından eserlerle karşı karşıya kalıyoruz.

Hatta film ilk defa izleyicilerle buluştuğunda sinema salonundan ayrılan, içi kaldırmayan birçok kişi olmuş, Trier amacına ulaşmış gibi sanki.

Bu süreç ne kadar zalim, hastalıklı ve çürümüş bir zihnin yansıması olarak görünse de, izleyici bakış açısını değiştirerek anlatılmak isteneni filmde fotoğraf negatifinin ışığı karanlık olarak algılaması gibi tersten okuyarak bir başkaldırış, eleştiri ve yüze vuruş görmeli bu filmde.

Jack Karakteri

Film bir seri katil olan Jack karakteri üzerinden anlatılıyor, olayları onun gözünden görüyoruz, bir çeşit iç görü, post-modern bir algılamaya sahip izleyici. Jack mimar olmak isteyen bir mühendis ve OKB’ye ( Obsesif Kompülsif Bozukluk ) sahip sakin mizaçlı bir adam.

The House That Jack BuiltOnu bazen ayna karşısında duvara yapıştırdığı fotoğraflardan kendine sahte mimikler uydurmaya çalıştığını görüyoruz. Olmak istediği kişi ve olduğu kişi onu memnun etmiyor bir çeşit kişilik bunalımı yaşamakta, kendine yabancılaşmaktadır.

Jack’in kendini arayışı evini doğru malzemeyle inşa etme çabası ve güç talebiyle beraber filmin ana konusunu oluşturuyor.

 

Jack'in eviJack’in sık sık bitmemiş evinin içine girip kendini yerleştirmeye çalışması ve bir türlü başaramaması onu yıkmaya teşvik ediyor, bu yapma-yıkma sürecini Jack’ın bırakacağı sanat eseri olarak düşünebiliriz. Jack kendini bulmak için yaratıcı bir şeyler yapmak istiyor.

Bu sahneyi izlerken aklıma yakın zamanda okuduğum bir kitapta geçen şu cümle geldi “Sanat bir hatıradır, var olduğumuza dair bir hatıra.” Çernobil Duası / Svetlana Aleksiyeviç

Jack’in güç talebi ise, yolda kalmış bir kadına yardım etmek amacıyla durmasıyla karşılaştığı kadının Jack’in tam bir seri katile benzediği şüphesiyle karşılanmış oluyor.

Hatta bu şüphe adeta Jack’in dönüşmesine yol açıyor ve kötülüğü öğretiyor. Jack kadını oracıkta eline aldığı krikoyla öldürüyor.

Burada dikkatinizi Jack’in öldürmek için kullandığı araca çekmek istiyorum – kriko, ingilizce karşılığı (jack)- yani kendisi.

Burada bahsedemediğim birçok ayrıntılarıyla kendine hayran bıraktıracak bir sanat eseri, izlemenizi tavsiye ederim fakat vereceği rahatsızlıktan dolayı şimdiden sizden özür diliyorum 😊

Görüşmek üzere.

-Özlem

 

Özlem‘in bir önceki film -taste of chery- yorumu için tıktık

Diğer Dizi Film Anime Yorumları için tıktık

Özlem

Özlem

Gazi'de İngilizce Öğretmenliği son sınıf öğrencisi, yedinci sanat dalına düşkün biri. Sinemanın gücüne inanır, zamanını anlamak ve anlatmak için harcar, arada yazar, çokça düşünür. Keşfetmeyi ve yolculuğu seven biridir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.